Schengen vizesine erişimde yaşanan belirsizlikler, uluslararası hareketlilik ihtiyacı ve Avrupa’da oturum hakkı elde etme isteği, Türk yatırımcıların Golden Visa programlarına ilgisini artırıyor. Ancak Avrupa ülkelerinde uygulanan programların yatırım koşullarındaki değişiklikler, yatırımcıları yeni bir dönemin içine sokuyor.
Artık “En düşük yatırım tutarı hangi ülkede?” sorusu tek başına yeterli değil. Çünkü Avrupa’daki Golden Visa programları tek tip bir yatırım modeli sunmuyor. Bazı ülkeler belirli koşullardaki gayrimenkul yatırımlarını kabul ederken, bazı programlarda fonlar veya farklı finansal yatırım araçları öne çıkıyor.
Dolayısıyla doğru Golden Visa seçimi, yalnızca oturum hakkı elde etmekten ibaret değil. Yatırımın niteliği, risk seviyesi, likiditesi, toplam maliyeti ve yatırımcıya sağlayabileceği uzun vadeli değer birlikte değerlendirilmek zorunda.
Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan, Golden Visa kararının yalnızca oturum hakkı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Narazan, yatırımcıların uluslararası hareket kabiliyetlerini artırmak, çocuklarının eğitim planlarına alternatifler oluşturmak ve varlıklarını farklı para birimleri ile yatırım araçları üzerinden çeşitlendirmek istediğini belirterek, her Golden Visa programının aynı yatırım mantığıyla değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Narazan’a göre gayrimenkul yatırımı yapılan bir program ile fon yatırımı yapılan bir programın risk ve getiri kriterleri aynı değil. Bu nedenle doğru sıralama; önce yatırımcının hedefini ve risk profilini belirlemek, ardından buna uygun ülkeyi ve yatırım aracını seçmek.
Avrupa’daki Golden Visa programları son yıllarda önemli değişikliklerden geçti. Daha önce geçerli olan yatırım tutarları, yatırım araçları ve başvuru şartları bugün farklılaşabiliyor.
Bu nedenle yatırımcıların eski bilgilerle hareket etmesi ciddi bir risk oluşturuyor.
Narazan, yatırım kararından önce programın güncel mevzuatının ve hangi yatırım modellerinin oturum hakkı kapsamında olduğunun mutlaka doğrulanması gerektiğini belirtiyor.
Bir ülkede gayrimenkul yatırımı geçerli olabilirken başka bir ülkede yatırımcının fon veya farklı bir finansal araç üzerinden yatırım yapması gerekebiliyor.
Vesta Global, yatırım kararı vermeden önce yatırımcıların yedi temel başlığı değerlendirmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Golden Visa programlarında başvuru koşulları, yatırım limitleri ve kabul edilen yatırım araçları değişebiliyor.
Bu nedenle yatırım kararı öncesinde ilgili ülkenin güncel mevzuatı incelenmeli ve planlanan yatırımın Golden Visa kapsamında gerçekten uygun olup olmadığı teyit edilmeli.
Her Golden Visa programı gayrimenkul yatırımı gerektirmiyor.
Ülkeye göre gayrimenkul, fon veya farklı finansal yatırım araçları gündeme gelebiliyor. Yatırımcı; yatırım süresini, risk iştahını, likidite ihtiyacını ve uzun vadeli hedeflerini belirledikten sonra kendisine uygun yatırım modelini seçmeli.
Fon yatırımıyla Golden Visa hedefleniyorsa, yatırım tutarından çok daha fazlası incelenmeli.
Fonun yatırım yaptığı varlıklar, risk seviyesi, yönetim yapısı, geçmiş performansı, ücretleri ve yatırımın hangi şartlarda nakde çevrilebildiği değerlendirilerek yatırımcının profiliyle uyumu analiz edilmeli.
Gayrimenkul üzerinden Golden Visa imkânı sunan Yunanistan gibi pazarlarda yalnızca projenin programa uygun olması yeterli değil.
Lokasyon, gerçek konut talebi, kira potansiyeli, değer artışı beklentisi, ikinci el satış imkânı ve geliştiricinin geçmiş performansı birlikte ele alınmalı.
Çünkü yatırımcının amacı yalnızca oturum hakkı elde etmek değil, aynı zamanda yatırımını gerektiğinde doğru koşullarda elden çıkarabilmek olmalı.
Golden Visa yatırımının maliyeti, ilan edilen minimum yatırım tutarıyla sınırlı değil.
Gayrimenkul yatırımlarında satın alma giderleri, tapu masrafları ve vergiler; fon yatırımlarında ise yönetim ücretleri ve diğer maliyetler toplam yatırım tutarını artırabiliyor.
Bu nedenle yatırım kararı, yalnızca “Ne kadar yatırım yapmam gerekiyor?” sorusuyla değil, “Bu yatırım bana toplamda kaça mal olacak?” sorusuyla verilmelidir.
Golden Visa yatırımında yatırımın ne kadar süre korunacağı ve hangi şartlarda yatırımdan çıkılabileceği başlangıçta bilinmeli.
Fonlarda likidite ve çıkış koşulları, gayrimenkulde ise satış süresi ve ikinci el talebi dikkate alınmalı.
Daha da önemlisi, yatırımdan çıkış ile oturum hakkının korunmasına ilişkin şartlar birlikte planlanmalı.
Golden Visa ile elde edilen oturum hakkı, doğrudan vatandaşlık anlamına gelmiyor.
Yatırım süresi, ülkede fiziksel bulunma şartları, kalıcı oturum kriterleri ve vatandaşlığa başvuru koşulları ülkeden ülkeye değişebiliyor.
Bu nedenle yatırımcıların yalnızca ilk aşamada elde edeceği oturum hakkına değil, programın uzun vadede sunduğu imkanlara da bakması gerekiyor.
Teuta Narazan, Golden Visa yatırımında herkese uygun tek bir model bulunmadığını belirterek, yatırımcıların karar sürecini ülke seçimiyle başlatmaması gerektiğini vurguluyor.
Narazan, yatırımcının öncelikle oturum hedefini, yatırım süresini, risk iştahını, likidite beklentisini ve uzun vadeli planlarını netleştirmesi gerektiğini belirtiyor.
Buna göre Golden Visa artık yalnızca bir oturum programı olarak değil, aynı zamanda kapsamlı bir yatırım kararı olarak ele alınmalı.
Gayrimenkul yatırımında doğru proje ve lokasyon ne kadar kritikse, fon yatırımında da fonun içeriği, risk profili ve yönetim yapısı aynı ölçüde önem taşıyor.
Golden Visa’da yeni dönemin temel mesajı net:
Minimum yatırım tutarı, doğru yatırım anlamına gelmiyor.
Doğru karar için programın güncel şartları, yatırım aracının niteliği, risk-getiri dengesi, toplam maliyet, likidite, çıkış stratejisi ve uzun vadeli oturum hedefleri birlikte değerlendirilmek zorunda.
Başka bir ifadeyle yatırımcının önce “Hangi ülke?” değil, “Ben nasıl bir yatırım istiyorum ve bu yatırımla ne hedefliyorum?” sorusuna cevap vermesi gerekiyor.
SGK’dan dev gayrimenkul satışı: 115 taşınmaz ihaleye çıkıyor