14 Ağustos 2026 Cuma
BLG Varlık Yönetim A.Ş., faaliyet izninin iptal edildiğine ilişkin bugün yayımlanan haberlerin ardından kamuoyuna açıklama yaptı. Şirket, kararın BDDK tarafından tek taraflı alınmış bir müdahale sonucu değil, kendi stratejik planlaması doğrultusunda başlatılan bir süreç olduğunu bildirdi.
Şirket açıklamasında, orta ve uzun vadeli stratejik planlamalar kapsamında varlık yönetimi faaliyetlerine son verme kararı alındığı ve bu doğrultuda faaliyet izninin iptali için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK) başvurulduğu belirtildi.
BLG Varlık Yönetim’in açıklamasına göre sürecin başlangıcı 9 Haziran 2026 tarihine uzanıyor.
Şirket Yönetim Kurulu, 9 Haziran’da gerçekleştirdiği toplantıda varlık yönetimi faaliyetlerine son verilmesi amacıyla faaliyet izninin iptali için BDDK’ya başvurulmasına oy birliğiyle karar verdi.
Böylece şirket açısından faaliyetlerin sona erdirilmesine ilişkin süreç, yönetim kurulunun aldığı stratejik kararla başlatılmış oldu.
Şirketin başvurusunun ardından resmi süreç devam etti. BLG Varlık Yönetim, yapılan başvuru ve yürütülen resmi işlemler sonucunda BDDK’nın kendi yetki ve değerlendirmesi çerçevesinde faaliyet izninin iptaline karar verdiğini açıkladı.
Şirket, böylece bugün çeşitli basın ve yayın organlarında yer alan “faaliyet izni iptal edildi” yönündeki haberlerin arka planına da açıklık getirdi.
Açıklamanın en kritik noktası ise şirketin faaliyet izninin iptal edilmesi sürecinin kendi yönetim kurulunun faaliyetlere son verme kararı ve BDDK’ya yaptığı başvuru sonrasında gerçekleşmiş olması.
BLG Varlık Yönetim açıklamasında kararın gerekçesini orta ve uzun vadeli stratejik planlamalar olarak ortaya koydu.
Şirket, kamuoyunda oluşabilecek farklı değerlendirmelerin önüne geçmek amacıyla yaptığı açıklamada, faaliyet izninin iptaline ilişkin sürecin şirketin kendi iradesiyle başlatıldığını özellikle vurguladı.
Bu gelişmeyle birlikte BLG Varlık Yönetim’in varlık yönetimi faaliyetleri açısından yeni bir dönem başlamış oldu.
BLG Varlık Yönetim’in varlıkları:
– Les Ottomans / Muhsinzade Mehmet Paşa Yalısı – Kuruçeşme, İstanbul
– BLG Varlık Yönetim A.Ş.
– BLG Capital
– Bilgili Holding bağlantılı gayrimenkul yatırımları
Cushman & Wakefield | TR International’ın 2026’nın ilk yarısını mercek altına aldığı Gayrimenkul Pazarı Görünümü raporu, İstanbul ticari gayrimenkul piyasasında dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Birincil ofis kiraları yeni tarihi seviyeye ulaşırken, nitelikli ofis alanlarına yönelik talep de hız kesmedi.
İstanbul’da birincil ofis kiraları 2026’nın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 13 artarak 52 dolar/m²/ay seviyesine çıktı. TL bazında ise aylık metrekare kira bedeli 2 bin 359 TL’ye yükseldi.
Kısacası İstanbul’da kaliteli ofis arayan şirketler için kira faturası yeniden kabardı.

İstanbul’da en yüksek birincil ofis kirası Levent-Etiler bölgesinde oluştu. Burada aylık kira 52 dolar/m² seviyesine ulaşırken, Maslak 40 dolar, Esentepe-Gayrettepe-Zincirlikuyu ve Anadolu Yakası 35 dolar ile takip etti.
Diğer büyük şehirlerdeki rakamlar ise İstanbul’un oldukça gerisinde kaldı. Ankara’da birincil ofis kiraları 25 dolar/m²/ay, İzmir’de ise 22 dolar/m²/ay seviyesinde gerçekleşti.
Rapordaki veriler, özellikle merkezi lokasyonlarda bulunan, modern ve A sınıfı ofislerin kira artışında başı çektiğini gösterdi.

Kira artışına rağmen İstanbul ofis pazarında kiralama talebi de güçlendi. 2026’nın ilk yarısında toplam 86 bin 202 m² yeni ofis kiralaması gerçekleşti.
Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine göre metrekare bazında yüzde 57 artış anlamına geliyor.
Ortaya çıkan tablo dikkat çekici: Bir yandan ofis kiraları rekor kırarken diğer yandan kiralama hacmi büyüyor. Bu durum, şirketlerin özellikle iyi konumlanmış ve modern ofislerden vazgeçmediğine işaret ediyor.
Sınırlı yeni arz, düşük boşluk oranları ve nitelikli ofislere yönelik talep, kira artışının temel nedenleri arasında gösteriliyor.
Ticari gayrimenkulde yalnızca ofisler değil, perakende alanları da yüksek kira seviyelerini korudu.
İstanbul’un ana caddelerinde birincil kira seviyesi aylık 250 dolar/m² ile zirvede yer aldı. İstanbul’u 105 dolar/m² ile Ankara, 100 dolar/m² ile İzmir takip etti.
Ancak tüketici tarafında tablo biraz daha temkinli.
Haziran ayında AVM ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,2 geriledi. Raporda bu düşüş, tüketicinin harcamalarında temkinli davranmayı sürdürdüğünün işareti olarak değerlendirildi.
Perakende sektöründe dikkat çeken bir başka gelişme ise “lipstick effect” olarak tanımlanan tüketim eğilimi oldu.
Ekonomik belirsizlik dönemlerinde tüketicilerin büyük ve pahalı harcamalar yerine kendilerine daha ulaşılabilir küçük lüksler sunan ürünlere yönelmesini ifade eden bu eğilim, özellikle kişisel bakım ve kozmetik sektöründe kendisini gösterdi.
AVM metrekare verimlilik endeksinde en güçlü performans yüzde 60,6 ile Kişisel Bakım ve Kozmetik kategorisinde gerçekleşti.
Bunu Yiyecek ve İçecek yüzde 30,6, Giyim yüzde 15,6 ve Hipermarket yüzde 9,1 ile izledi. Ayakkabı kategorisi ise yüzde 0,4 düşüşle gerileyen tek kategori oldu.
Gayrimenkul piyasasının sanayi ve lojistik tarafında ise daha farklı bir tablo ortaya çıktı.
Yüksek finansman ve üretim maliyetleri, ekonomik belirsizlikler ve yatırım kararlarının ertelenmesi, yeni fabrika ve depo yatırımlarının yavaşlamasına neden oldu.
A sınıfı lojistik alanlarda yılın ilk yarısındaki toplam kiralama hacmi 99 bin m² olarak gerçekleşti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 düşüş gösterdi.
Şirketlerin yeni alan kiralamak yerine mevcut tesislerini daha verimli kullanmaya yönelmesi de lojistik talebindeki gerilemenin nedenleri arasında yer aldı.
Cushman & Wakefield | TR International’ın raporu, ticari gayrimenkulde talebin tamamen ortadan kalkmadığını, aksine daha seçici hale geldiğini gösteriyor.
Ofiste şirketler merkezi ve nitelikli yapılara daha fazla ödeme yapmaya razı olurken, perakendede deneyim ve erişilebilir lüks öne çıkıyor. Sanayi ve lojistikte ise yüksek maliyetler yatırım kararlarını baskılıyor.
Bu tablo, 2026’nın ilk yarısında gayrimenkul piyasında “her yer değer kazanıyor” döneminden ziyade, doğru lokasyon ve doğru nitelikteki varlıkların öne çıktığı daha seçici bir döneme girildiğini gösteriyor.
Mobilya satın almadan önce tüketicilerin yüzde 90’ı fiyat karşılaştırması yapıyor, yüzde 53’ü alışverişini kredi kartına taksitli gerçekleştiriyor. MOSFED tarafından yapılan araştırma, tüketicinin ortalama 12 ay vadeyi ve aylık yaklaşık 16 bin 600 TL taksit ödemesini makul bulduğunu ortaya koyarken, sektörde halen uygulanan 9 aylık yasal taksit sınırı ile tüketici beklentisi arasındaki fark dikkat çekiyor. Dayanıklılık, uygun fiyat ve konfor satın alma kararını şekillendirirken, her 5 tüketiciden biri yapay zekâdan destek alıyor; kullanıcı deneyimleri ise influencer içeriklerinden daha güçlü bir referans kaynağı olarak öne çıkıyor.
MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, “Mobilya sektörü artık yalnızca üretim gücüyle değil, tüketicisini ne kadar doğru okuyabildiğiyle de rekabet ediyor. Yaptığımız bu çalışma; tüketicimizin değişen beklentilerini, satın alma motivasyonlarını, ödeme sistemlerini, kampanyalara bakışını, dijitalleşen alışkanlıklarını ve geleceğe yönelik eğilimlerini bütün yönleriyle ortaya koyuyor. Elde ettiğimiz veriler; üreticilerimiz, tasarımcılarımız ve tüm sektör paydaşlarımız için stratejik kararların temelini oluşturacak önemli bir yol haritasıdır. Ayrıca taksit beklentileri gibi konularda yıllardır kamuya ilettiğimiz konunun tüketici nezdinde ne kadar önemli olduğunu da ortaya koymaktadır.” dedi.

Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED), Türkiye’de tüketicilerin mobilya satın alma davranışlarını, beklentilerini ve geleceğe yönelik eğilimlerini ortaya koymak amacıyla NielsenIQ’ya yaptırdığı “Türkiye Mobilya Sektörü Tüketici Eğilimleri ve Beklentileri Araştırması 2026”nın sonuçlarını açıkladı. 16 Haziran–13 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırma; Türkiye genelinde 12 istatistiki bölgedeki 26 ili kapsayan, 25–55 yaş aralığında, mobilya satın alma kararında söz sahibi olan 1.600 tüketiciyle yapılan online görüşmelere dayanıyor. Araştırma; tüketicinin mobilyayı yalnızca zorunlu bir ihtiyaç olarak değil, konforu ve yaşam kalitesini belirleyen önemli bir harcama alanı olarak değerlendirdiğini gösterirken; fiyat, kalite, ödeme olanakları, dijitalleşme ve müşteri deneyiminin satın alma kararındaki yeni ağırlığını da ortaya koyuyor.
Araştırmayı değerlendiren MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, değişen ekonomik ve teknolojik koşulların tüketici davranışlarını da dönüştürdüğüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Mobilya sektörü artık yalnızca üretim gücüyle değil, tüketicisini ne kadar doğru okuyabildiğiyle de rekabet ediyor. Araştırma bize çok net bir tüketici profili gösteriyor: Fiyatı araştıran ve karşılaştıran ama kalite ve dayanıklılıktan vazgeçmeyen; ödeme koşullarını önemseyen, dijitalde araştırıp mağazada ürünü deneyimleyen çok daha bilinçli bir tüketiciyle karşı karşıyayız. Bu sonuçların üreticilerimizden tasarımcılarımıza, perakendecilerimizden sektörün tüm paydaşlarına kadar önümüzdeki dönemin stratejileri açısından önemli bir yol haritası sunduğuna inanıyoruz.”
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri tüketicinin fiyat ve kalite arasındaki dengeye yaklaşımı oldu. Tüketicilerin yüzde 90’ı mobilya satın almadan önce fiyat karşılaştırması yaparken, yüzde 84’ü ürünün kalitesinin fiyatından daha belirleyici olduğunu belirtiyor. Yüzde 79’u uzun yıllar kullanacağı bir ürüne daha yüksek fiyat ödeyebileceğini ifade ederken, yüzde 81’i aynı ürünü daha uygun fiyata bulması halinde marka değiştirebileceğini söylüyor. Satın alma kriterlerinde de benzer tablo görülüyor. Dayanıklılık yüzde 44 ile ilk sırada yer alırken, bütçeye uygun fiyat yüzde 42, konfor ve kullanışlılık yüzde 41, kolay temizlenebilirlik yüzde 38, malzeme ve işçilik kalitesi ise yüzde 34 ile öne çıkıyor. MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, araştırma sonuçlarının tüketicinin satın alma kararını yalnızca düşük fiyat üzerinden vermediğini ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bugün tüketici ödediği bedelin karşılığında gerçek bir değer arıyor. Fiyat elbette önemli ancak araştırmamız; dayanıklılık, kalite ve konforun satın alma kararında fiyatın önüne geçebildiğini, tüketicinin fiyat-performans dengesini bir bütün olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Dolayısıyla yeni dönemde rekabet yalnızca fiyat üzerinden şekillenmiyor; kalite, tasarım, dayanıklılık ve hizmetle birlikte sunulan toplam değer belirleyici hale geliyor.”
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de tüketicilerin genel harcama önceliklerinde ortaya çıktı. Ev satın alma yüzde 44 ile açık ara ilk sırada bulunurken, eğitim harcamaları yüzde 15 ile ikinci sırada yer aldı. Mobilya yüzde 13 ile üçüncü sıraya yerleşirken, otomobil satın alma yüzde 9 ile mobilyanın gerisinde kaldı. Yazlık veya ikinci ev yüzde 6, beyaz eşya ise yüzde 5 düzeyinde kaldı. Güleç, “Mobilyanın ev ve eğitimin hemen ardından gelerek otomobilin önüne geçmesi önemli bir sonuç. Geçmişte gördüğümüz tüketim önceliklerinden farklılaşan bir tabloyla karşı karşıyayız. Tüketici, yaşam alanına ve evindeki konfora daha fazla önem veriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Araştırma mobilya satın alma kararının arkasındaki en güçlü nedenin “ürünün eskimesi” olduğunu da ortaya koydu. Son bir yılda mobilya satın alanların yüzde 37’si mevcut mobilyalarının eskimesini gerekçe gösterirken, yüzde 29’u daha modern bir yaşam alanı oluşturmak, yüzde 27’si ise daha konforlu bir yaşam alanına sahip olmak için mobilyasını değiştirdi. Önümüzdeki bir yıl için de eskime yüzde 34 ile satın alma niyetinin en önemli nedeni olmaya devam ediyor. Tüketicilerin evlerinde yaratmak istedikleri ortam sorulduğunda ise konfor yüzde 58, huzur yüzde 53 ve düzen yüzde 50 ile ilk üç sırada yer aldı. Mobilyayı “temel ihtiyaç” olarak tanımlayanların oranı yüzde 29 iken, yüzde 27’si mobilyayı doğrudan “konfor sağlayan unsur”, yüzde 21’i ise “yaşam tarzının bir parçası” olarak görüyor. En sık değiştirilen ürün grubu yüzde 48 ile oturma grupları olurken, bu grubu sırasıyla yatak, yatak odası, genç-çocuk odası, salon takımı ve yemek odası takip etti. Önümüzdeki bir yıl içinde değiştirilmesi planlanan ürün gruplarında da yüzde 43 ile oturma grupları ilk sırada yer aldı. Oturma gruplarını yatak odası, yemek odası, salon takımı, yatak ve genç-çocuk odası izledi.
Araştırma, tüketicilerin satın alma kararında ödeme koşullarının ne kadar önem kazandığını da ortaya koyuyor. Tüketicilerin %53’ü alışverişlerini kredi kartına taksitli gerçekleştirirken, uygun bulunan ortalama taksit süresi 12 ay olarak öne çıkıyor. Ortalama aylık ödenebilir taksit tutarı ise yaklaşık 16 bin 600 TL seviyesinde bulunuyor. “Bu sonuçlar, tüketicinin satın alma kararını ödeme kolaylıklarına göre şekillendirdiğini de ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulunan Ahmet Güleç, mobilya sektöründe uzun yıllardır dile getirdiği taksit düzenlemesi talebinin araştırma tarafından da desteklendiğini belirtti. Güleç konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Araştırmamız tüketicinin ortalama 12 ay vadeyi makul bulduğunu ortaya koyuyor. Buna karşın bugün mobilya sektöründe uygulanan kredi kartı taksit sınırı 9 ay ile sınırlı. MOSFED olarak uzun yıllardır mobilyanın temel yaşam ihtiyaçlarından biri olduğu gerçeğinden hareketle taksit sürelerinin artırılması gerektiğini ilgili kamu kurumlarımızla paylaşıyoruz. Araştırma sonuçları da tüketici beklentisi ile mevcut uygulama arasında önemli bir fark bulunduğunu gösteriyor. Taksit sürelerinin tüketici beklentileri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi; vatandaşlarımızın kaliteli mobilyaya erişimini kolaylaştırırken, iç pazardaki talebi destekleyerek üretime, istihdama ve ülke ekonomisine de önemli katkı sağlayacaktır.”
Araştırma, tüketicilerin en cazip bulduğu kampanya türlerini de ortaya koydu. Buna göre tüketicilerin yüzde 53’ü indirim kampanyalarını, yüzde 50’si ise ödeme seçenekleri ve taksit avantajlarını cazip buluyor. Eski mobilyayı yenisiyle değiştirme ile ücretsiz teslimat ve montaj seçenekleri de yüzde 40’lık oranlarıyla öne çıkıyor.
Araştırma tüketicinin alışveriş yolculuğundaki önemli dönüşümü de ortaya koyuyor. Tüketicilerin yüzde 94’ü mobilya araştırırken en az bir dijital kaynaktan, yüzde 70’i ise fiziksel kaynaklardan yararlanıyor. Dijital araştırmada markaların kendi internet siteleri yüzde 45 ile ilk sırada yer alırken, online alışveriş uygulamaları yüzde 37 ve online alışveriş siteleri yüzde 35 ile takip ediyor. Fiziksel kaynaklarda ise markaların kendi mağazaları yüzde 54 ile açık ara ilk sırada.

Markaların iletişim stratejileri açısından araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri de satın alma kararında kimin sözünün daha fazla etkili olduğuna ilişkin sonuçlar oldu. Kullanıcı yorumları ve videoları yüzde 59 ile satın alma kararındaki en etkili kaynak olarak öne çıkarken, birlikte yaşanan kişilerin görüşleri yüzde 57, arkadaş ve sosyal çevre yüzde 44 seviyesinde bulunuyor. Influencer içeriklerinin etkisi ise yüzde 14’te kalıyor. Satın alma isteğini artıran içeriklerde de kullanıcı yorum/ videoları yüzde 68 ile ilk sırada. Onu yüzde 65 ile mağaza vitrinleri ve yüzde 64 ile televizyon reklamları takip ediyor. Influencer içerikleri burada da yüzde 24 ile listenin alt sıralarında kalıyor.
Yapay zekâ kullanımının giderek arttığı da araştırmanın ortaya koyduğu dikkat çekici sonuçlardan biri oldu. Araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 21’i mobilya alışverişinde yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ kullananların yüzde 59’u dekorasyon önerisi, yüzde 57’si fikir alma, yüzde 57’si oda görselleştirme, yüzde 53’ü ürün önerisi ve yüzde 49’u fiyat karşılaştırma amacıyla bu teknolojileri kullanıyor. MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, yapay zekânın henüz ana akım bir alışveriş kanalı olmasa da tüketicinin karar yolculuğunda yeni bir temas noktası haline geldiğine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Mobilya, tüketicinin görerek, dokunarak ve deneyimleyerek karar verdiği bir ürün grubu. Bu nedenle fiziksel mağazanın önemi devam ediyor. Ancak araştırmamız, tüketicinin mağazaya gelmeden önce dijital kanallarda araştırma yaptığını, artık yapay zekâdan da fikir, ilham ve ürün önerisi aldığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarılı markalar, fiziksel deneyim ile dijital kanalları ve yapay zekânın sunduğu yeni imkânları birlikte yönetebilen markalar olacak.”
Araştırmanın sektör açısından önemli bir başka mesajı ise satış sonrasında ortaya çıkıyor. Tüketicilerin yüzde 55’i son mobilya alışverişini hiçbir sorun yaşamadan tamamladığını belirtirken; teslimat gecikmesi yüzde 14, satış sonrası destek yetersizliği yüzde 13 ve kurulum-montaj sorunları yüzde 12 ile en sık karşılaşılan problemler oldu. Güleç, araştırmanın sektöre yalnızca tüketicinin ne satın almak istediğini değil, nerelerde gelişim beklediğini de gösterdiğini belirterek, “Yeni dönemde güçlü marka; iyi ürün üreten markanın ötesinde, tüketiciye araştırmadan satın almaya, teslimattan satış sonrasına kadar kesintisiz ve güvenilir bir deneyim sunabilen marka olacak” değerlendirmesinde bulundu.
Elazığ Belediyesi, mülkiyetindeki 21 adet arsa vasıflı taşınmazı kapalı teklif usulüyle satışa çıkarıyor. Elazığ’ın Hinsor mevkiindeki taşınmazların toplam yüzölçümü 91 bin 898,57 metrekare, toplam muhammen bedeli ise 587 milyon 640 bin 705 TL olarak hesaplandı.
Satışa çıkarılan arsaların tamamında imar durumu E:1.50, Yençok: 5 kat olarak belirtildi. İhaleler 27 Ağustos 2026 tarihinde, saat 14.00’te başlayacak ve 5’er dakikalık aralıklarla gerçekleştirilecek.
Elazığ Belediyesi’nin satış listesinde yer alan 21 taşınmaz için belirlenen muhammen bedeller 17 milyon 875 bin TL ile 61 milyon 100 bin TL arasında değişiyor.
Toplamda:
Satışa çıkan taşınmaz sayısı: 21 adet
Toplam arsa alanı: 91.898,57 m²
Toplam muhammen bedel: 587.640.705 TL
En yüksek muhammen bedel: 61.100.000 TL
En düşük muhammen bedel: 17.875.000 TL
İmar durumu: E:1.50, Yençok: 5 kat
İhale tarihi: 27 Ağustos 2026
Satışa konu arsa vasıflı taşınmazlardan KDV alınmayacağı bildirildi. İhale ve satıştan doğan vergi, resmî harç, tapu harcı ve diğer giderler ise ihale üzerinde kalan kişiye ait olacak.
Satış listesindeki en büyük taşınmazlar 181 ve 182 adalarda bulunuyor.
181 ada 1 parsel ile 181 ada 6 parsel, ayrı ayrı 9.400 m² büyüklüğe sahip. Her iki taşınmazın da muhammen bedeli 61 milyon 100 bin TL olarak belirlendi.
Bu iki taşınmazın yanı sıra 182 ada üzerindeki parseller de 3.750-3.800 m² büyüklükleriyle dikkat çekiyor.
Elazığ Belediyesi’nin satışa sunduğu taşınmazların tamamı Hinsor mevkiinde bulunuyor. Parsellerin her biri ayrı ihale dosyası kapsamında değerlendirilecek.
Taşınmazların ada/parsel, yüzölçümü ve muhammen bedelleri şöyle:
1. 184 ada 1 parsel: 3.700 m² — 24.050.000 TL
2. 184 ada 2 parsel: 3.700 m² — 23.125.000 TL
3. 184 ada 3 parsel: 3.700 m² — 23.125.000 TL
4. 184 ada 6 parsel: 3.700 m² — 23.125.000 TL
5. 184 ada 7 parsel: 3.700 m² — 23.125.000 TL
6. 184 ada 8 parsel: 3.700 m² — 24.050.000 TL
7. 182 ada 1 parsel: 3.750 m² — 24.375.000 TL
8. 182 ada 2 parsel: 3.750 m² — 23.437.500 TL
9. 182 ada 3 parsel: 3.750 m² — 23.437.500 TL
10. 182 ada 6 parsel: 3.800 m² — 23.750.000 TL
11. 182 ada 7 parsel: 3.800 m² — 23.750.000 TL
12. 182 ada 8 parsel: 3.800 m² — 24.700.000 TL
13. 181 ada 1 parsel: 9.400 m² — 61.100.000 TL
14. 181 ada 2 parsel: 4.450 m² — 28.925.000 TL
15. 181 ada 3 parsel: 4.450 m² — 27.812.500 TL
16. 181 ada 4 parsel: 4.450 m² — 27.812.500 TL
17. 181 ada 5 parsel: 4.488,58 m² — 29.175.770 TL
18. 181 ada 6 parsel: 9.400 m² — 61.100.000 TL
19. 178 ada 1 parsel: 4.000 m² — 26.000.000 TL
20. 170 ada 5 parsel: 2.750 m² — 17.875.000 TL
21. 170 ada 6 parsel: 3.659,99 m² — 23.789.935 TL
Taşınmazların ihaleleri 27 Ağustos 2026 Perşembe günü Elazığ Belediyesi Bünyamin Eroğlu Kültür ve Kongre Merkezi Encümen Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilecek.
Geçici teminat tutarı her taşınmaz için muhammen bedelin yüzde 3’ü olarak belirlendi. İhaleye katılmak isteyenlerin teklif ve gerekli belgelerini ilgili ihale saatine kadar Encümen Başkanlığı’na teslim etmesi gerekiyor.
Emlaknews.com.tr
Malatya’da şişeleme suyu olarak kullanılabilecek yeraltı kaynak suyunun işletme hakkı 5 yıllığına kiraya verilecek. Malatya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından açılan ihalede, Doğanşehir Erkenek Mahallesi’ndeki kaynağın yıllık 63 bin 72 metreküplük bölümü işletmeye sunulacak.
İhale, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 35/a ve 37. maddeleri kapsamında kapalı teklif usulü artırma yöntemiyle gerçekleştirilecek.
İhaleye konu kaynak suyu, Malatya’nın Doğanşehir ilçesi Erkenek Mahallesi’nde, tapuda Gedikağzı olarak geçen bölgede bulunuyor.
Kaynağın bulunduğu taşınmazın bilgileri şöyle:
İl: Malatya
İlçe: Doğanşehir
Mahalle: Erkenek (Tapuda Gedikağzı)
Ada/Parsel: 517 ada 2 parsel
Eski parsel: 104 ada 4 parsel
Kiralanacak yıllık kaynak miktarı: 63.072 m³
Kiralama süresi: 5 yıl
Kullanım amacı: Yeraltı kaynak suyu/şişeleme suyu
Kaynağın koordinatı ise Y:414027, X:4198800 UTM (ED50-60) olarak ilan edildi.
İhalede kaynak suyunun 2026 yılı ilk yıl kira bedeli, KDV hariç 1 milyon 600 bin TL olarak belirlendi.
İhaleye katılacaklardan alınacak diğer bedeller ise şöyle:
İlk yıl muhammen kira bedeli: 1.600.000 TL
Geçici teminat: 48.000 TL
Şartname bedeli: 10.000 TL
Kiralama süresi: 5 yıl
İhale kapalı teklif usulü artırma yöntemiyle yapılacağı için kaynak suyunun işletme hakkı, şartname ve ihale hükümleri çerçevesinde tekliflerin değerlendirilmesinin ardından belirlenecek.
İhaleye konu kaynak, özellikle şişelenmiş su sektöründe ticari kullanıma konu olabilecek bir doğal kaynak niteliği taşıyor.
Yıllık 63 bin 72 metreküplük miktar, beş yıllık dönem üzerinden değerlendirildiğinde toplamda 315 bin 360 metreküplük bir kaynak kullanım kapasitesine karşılık geliyor.
Bu yönüyle ihale, yalnızca bir taşınmaz kiralamasından ziyade kaynak suyu işletmeciliği ve şişeleme yatırımı yapmak isteyen işletmeler açısından ticari bir fırsat oluşturuyor.
İhalenin idaresi Malatya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından yürütülecek.
Kaynak suyuna ilişkin teknik ve diğer bilgiler, Malatya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı Doğal Kaynaklar Ruhsat ve Kültür Varlıkları Müdürlüğünden alınabilecek.
Emlaknews.com.tr