16 Ekim 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 21°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Hüseyin Belibağlı

Hüseyin Belibağlı

13 Ekim 2021 Çarşamba

TÜGVA başkanı bina belgelerini itiraf etti

TÜGVA başkanı bina belgelerini itiraf etti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sosyal medyada paylaşılan belgeler için TÜGVA dün yaptığı açıklamada, “Hiçbirinin TÜGVA ile alakası veya ilgisi yoktur” derken bugün vakfın başkanı Enes Eminoğlu, “Bir kere belgeleri içeriden almış bu adam, sızdırmış, yedek yapmış ve ifşa ediyor” dedi.

TÜGVA’nın dün reddettiği belgeleri başkanı bugün kabul etti

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Başkanı Enes Eminoğlu, Cüneyt Özdemir’in YouTube’daki programına katılarak sosyal medya Twitter’da, Metin Cihan tarafından yayımlanan ve vakfın kamu kuruluşlarında kadrolaşmasıyla yapılan bina tahsislerini gösterdiği iddia edilen belgelerle ilgili açıklama yaptı.

TÜGVA Başkanı Enes Eminoğlu şunları söyledi:

“Bizim ERP sistemimiz var. Tüm verilerimiz orada. Bir şekilde bu verilere ulaşılmış, içlerinden bazıları çıkarılmış, bir evrak oluşturulmuş.

Bir kere bu içeriden belgeleri almış ya bu adam, sızdırmış. Kendisine yedek yapmış ve şu anda ifşa ediyor. Yola buradan çıkarsak bile bunların, bu zihniyetin ne kadar tehlikeli olduğunu görmüş oluruz.

Metin Bey’in ifşa ettiği çalışmaların bizim çalışmalarımız olduğu iddia ediliyor. Manipüle edilenler var, kendisinin evrakta düzenlediği yerler var, doğru bilgiler de var. Neden? Çünkü ERP sistemimizden alınmış bilgiler.

Ama yöntem olarak baktığınız zaman gasp edilmiş, sisteme girmiş, kendi yedeklemesini yapmış, yıllar sonra bunları ifşa eden bir zihniyetten bahsediyoruz.”

‘TÜGVA ile alakası yok’ denmişti ama…

TÜGVA’dan dün belgelerin sosyal medyada paylaşılmasının ardından yapılan açıklamaise, “Yayınlanan sözde belgelerin hiçbirinin TÜGVA ile alakası veya ilgisi yoktur. Zaten belge diyerek oluşturulmuş şeyler sonradan masa başında kurgulanmış kumpas belgeleridir. Bu yeni kumpas operasyonunda hedef sadece TÜGVA değildir milli ve manevi değerlere hizmet eden vakıf ve derneklerimiz hedeftedir. Biz bu kumpas tarzını 17/25 aralık sürecinden iyi biliyoruz” demişti.

TÜGVA nedir?

TÜGVA, İstanbul’da 2013 yılında kuruldu. Vakıf senedinde amaçlar arasında, “özgüveni yüksek, yenilikçi, çalışkan, iyi ahlaklı, hoşgörülü ve başarılı bir gençlik yetişmesine manevi ve maddi katkıda bulunmak” hedefi yer alıyor. Vakfın, “tüm ülke çapında eğitim ve öğretim hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yerine getirilmesine yönelik çalışmalara katkıda bulunacağı” belirtiliyor.

Sözcü

Devamını Oku

Marmaray kazılarından çıkan eserler müze bekliyor

Marmaray kazılarından çıkan eserler müze bekliyor
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Asrın ulaşım projesi Marmaray, erken Bizans döneminin en büyük limanı olan Theodosius Limanı’nın, dünyanın en geniş antik gemi koleksiyonunun, ilk İstanbulluların ayak izlerinin, 60 bin parça eserin gün yüzüne çıkarılmasını sağladı.

Dünya arkeoloji tarihi bakımından önemli bir çalışma olan Marmaray kazıları, İstanbul’un 8500 yıllık tarihini ortaya çıkarırken, geçmiş medeniyetlerin asırlardır yer altında saklı duran mirasının da gelecek kuşaklara aktarılmasını sağladı. Yenikapı, Sirkeci ve Üsküdar’da toplam 8 yıl süren kazılar sonunda gün yüzüne çıkarılan 60 bin eser, müzesi yapılıncaya kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde muhafaza ediliyor.

İstanbul’un tarihini 8500 yıl geriye götüren ve farklı dönemlere ait medeniyetlerin izlerinin gün yüzüne çıkmasını sağlayan kazılar, ilk İstanbullunun iskeletini, 8500 yıllık ayak izlerini, dünya literatüründe yer alan ancak izine bir türlü rastlanamayan Thedesius Limanı’nı, dünyanın en geniş Orta Çağ batık gemi koleksiyonunu, 57 farklı türdeki 60 bin hayvan kemiğini, o döneme ait bitki türlerine ait kalıntıları, eşyaları, yapıları Milenyum Çağı’na armağan etti.

Yenikapı, Üsküdar ve Sirkeci’nin yanı sıra Haliç Metro Geçiş Köprüsü, Beyoğlu Viyadük bölgesinde, Unkapanı Viyadük bölgesinde, Cer Binası’nda ve aktarma alanlarında da gerçekleştirilen, Marmaray kazıları, onlarca arkeolog, antropolog, jeofizik uzmanı, fotoğrafçı, restoratör, konservatör, bilim insanı, araştırmacı ve yüzlerce işçinin katılımıyla gece gündüz yürütülen hummalı ama bir o kadar da dikkatli çalışmalar neticesinde, 2013 yılında tamamlandı.

Arkeolojik eserlerin korunması ve sergilenmesi için dünyaca tanınmış mimarlardan Amerikalı Peter Eisenman ve Türk ortağı Alper Aytaç’un tasarladığı proje, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği yarışmada birinciliğe layık görüldü.

İstanbul 2 Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 23 Haziran 2015 tarihli kararıyla yapımı uygun bulunan proje, Fatih Belediye Meclisi’nden de oy birliğiyle geçti.

Öte yandan geçen yıl 20 Temmuz-26 Ekim tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığınca “Theodosius Limanı Arkeolojik Alanı Mimari Proje Yarışması” düzenlendi. Yarışmada, Ilgın Avcı ve ekibinin projesi birincilik ödülünün sahibi oldu.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde muhafaza edilen eserler ile uzun vadeli çalışmalar neticesinde eski görünümüne kavuşturulması planlanan ve restorasyonları İstanbul Üniversitesi uzmanlarınca devam eden tarihi gemiler, ziyaretçileriyle buluşacakları günü bekliyor.

Yenikapı’da eskiye doğru yeni bir başlangıç

Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, Marmaray ve Metro istasyonlarının buluşacağı 58 bin metrekarelik alanda, Yenikapı kurtarma kazılarına 2004 yılında başlandı. Yenikapı’da beş ayrı alanda kazı çalışmaları gerçekleştirildi.

Kazılarda açığa çıkartılan Cumhuriyet ve Osmanlı dönemlerine ait kültür katlarının altında görülen çok sayıda işlenmiş ahşap ve halat parçaları nedeniyle bu çalışmalar genişletildi.

Yapılan kurtarma kazılarında, Konstantinopolis’in 4 ile 11. yüzyıllardaki en büyük ticari ulaşım merkezi olan Theodosius tarafından Mısır’dan ithal edilen buğdayın taşınması için yaptırılan Theodosius Limanı ortaya çıkarıldı. Limandan günümüze ulaşan kanıtlar arasında ikisi taş, diğerleri ahşap olan 25 iskele yer alıyor.

Bu liman dolgusunun tabanı içinde de kent tarihi açısından olduğu kadar, bölgenin tarih öncesi dönemleri ile ilgili araştırmalar için de büyük önem arz eden Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’e ait buluntulara rastlandı.

Yenikapı’da deniz düzleminin 3 metre üstünde başlayan kazılar, – 10 metrelerde devam etti. Kazılarda, Osmanlı, Bizans ve Neolitik dönemlere ait kültür tabakaları tespit edildi.

Yenikapı’da Osmanlı dönemine tarihlenen bir yapı grubu ile 20. yüzyıla ait bir sarnıç, muhtemelen 18. yüzyıla ait iki bostan kuyusu ve çok sayıda su kuyusu ortaya çıkarıldı.

37 batık gemi kalıntısı bulundu

Genişletilen kazılar neticesinde, 5-11. yüzyıllar arasına tarihlenen, çeşitli tip ve boyutta 37 batık gemi kalıntısı bulundu. Dünyanın en geniş Orta Çağ batık gemi koleksiyonu olarak kabul edilen gemi kalıntıları, arkeolojik kazıları ve ilk belgeleme çalışmaları yapıldıktan sonra konservasyonları ve rekonstrüksiyonları yapılmak üzere İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı’na teslim edildi.

Gemi kalıntıları, Bizans dönemi gemi tipolojisi, gemi yapım teknolojisi ve bu teknolojilerin evrimine ilişkin önemli bilgiler sunarken, araştırmacılar gemilerin kuvvetli bir fırtına veya tsunami gibi doğal bir felaket sonucu limanda batmış olabileceğini düşünüyor. Gemi kalıntılarıyla birlikte makara, palanga, halat, halat tokası gibi gemi donanımları, tarak, deri sandalet, hasır sepet, ahşap tabak gibi günlük kullanım eşyaları, amfora, taş ve demir çapa gibi organik ve inorganik çok sayıda eser de günümüze ulaştı.

Yenikapı batıkları “yuvarlak gemi” diye bilinen yük gemilerinin yanı sıra, kıyı denizciliği yapan orta ve küçük boyutlardaki gemiler ve balıkçı kayıkları olmak üzere değişik örnekleri içeriyor. Ayrıca çok nadir bulunan ve “uzun gemi” olarak adlandırılan, donanmada kullanılmış 6 kürekli çektiri Bizans dönemine tarihlenen ilk örneklerden.

Gemiler, 8-9 metre arasında kıyı denizciliğinde kullanılan küçük yük ya da balıkçı tekneleri, 10-12 metre arasında orta büyüklükteki yük gemileri, 19-20 metre arasında büyük yük gemileri olmak üzere 3 gruba ayrılıyor.

Özgün durumda 22 mezar

Yenikapı kazı alanının kuzeybatısındaki metro bölümünde ortaya çıkartılan kilisenin, limanın dolmaya başladığı 12-13. yüzyılda inşa edildiği belirlendi.

Kilisenin içinde ve çevresinde, özgün durumda 22 mezar bulundu. İki mezarda, iki ölü üst üste gömüldüğünden iskelet sayısı 24 olarak tespit edildi.

Binlerce hayvan iskeleti de gün yüzüne çıkarıldı

Yenikapı Kazıları sırasında arkeolojik malzemenin yanı sıra, alanın tümüne dağılmış olarak binlerce hayvan iskeleti de bulundu.

At başta olmak üzere çok sayıda eşek, sığır, koyun, keçi, domuz, köpek, kedi, geyik, yunus ve fil iskeleti kalıntıları, bir deve iskeleti ve balık kılçıklarına rastlanıldı.

Gemiler, farklı türlerde bitki ve meyve türlerini taşıyordu
Marmaray ve metro kazılarının 2005-2006 kazı sezonunda, çeşitli derinliklerde, amfora içlerinden, batık içinden ve batık alan dışındaki sediment tabakalarından alınan yaklaşık 200 örnek, Hacettepe Üniversitesinde incelendi.

Analizler sonucunda botanik buluntuların çoğunun çitlembik, kızılcık, fındık, kavun, iğde, incir, ceviz, zeytin, vişne, kiraz, erik, şeftali, üzüm, arpa, buğday, kişniş, fıstık çamının yanı sıra, kandamlası, kazayağı, yoğurtotu ve düğün çiçeği gibi yabani bitkilere, ayrıca meyve bitkilerine ait olduğu tespit edildi.

Günlük hayatın ipuçları buluntularda gizli

Yenikapı Kazıları’nda ele geçen taşınabilir kültür varlıkları, Neolitik Dönem’den bugüne kadar süregelen günlük hayatın ipuçlarını veriyor.

Neolitik ve Demir Çağı’na ait pişmiş toprak eserler, Klasik Dönem’e tarihlenen kap çeşitleri, amforalar, Roma ve Bizans dönemlerine ait sikkeler, koku şişeleri ve kapları, Geç Roma ve Bizans’a ait cam bardak ve kadehlerle pişmiş toprak kaplar, kandiller, fener, matara, kemik ve fildişi oyun taşları, ahşap taraklar, kutular, kaşıklar, bronz ayna, anahtar ve deri sandalet tabanları, Osmanlı dönemine ait çini ve seramik parçaları, kazının en önemli buluntularını oluşturuyor.

2 bin 80 adet ayak izi belgelendi

En küçüğü burundan topuğa 15,9 santimetre, en büyüğü 28,9 santimetre uzunluğunda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ insanlarına ait, kimi izlerin düzenli görünümleri nedeniyle giyimli ayak, kimi de çıplak olmak üzere 2 bin 80 tane ayak izi belgelendi.

Dönem insanına ait mezar tipleri, gömü gelenekleri, ahşap konut tipleri ve ayak izleri bugüne kadar Anadolu Arkeolojisi’nde bilinen ilk örnekleri oluşturuyor.

Üsküdar kazılarından çıkan 97 iskelete yaş ve cinsiyet tespiti

Marmaray Projesi’nin bir diğer önemli istasyonu olan Üsküdar Meydanı’ndaki arkeolojik kazılar, 2004-2008 yılları arasında gerçekleştirildi.

İlk çağlardaki adı “Khrysopolis”, Roma Dönemi’nde “Scutari” olan Üsküdar’da yürütülen kazılarda, Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait buluntular, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari kalıntılara rastlandı.

Kazılarda bir arastanın temelleri, bir cadde ve buna açılan dükkanlar, bir tabakhaneye ait mimari kalıntılar ve ahşap fıçılar gün yüzüne çıkarıldı.

Mihrimah Sultan Camisi ve Ahmet Çeşmesi yakınlarında yapılan kazılarda, 12–13. yüzyıl Bizans Dönemi’ne ait tarihlenen apsidal bir yapının temeli bulundu. Bu yapının içinde ve temenos duvarıyla arasındaki alanda 97 iskelet tespit edildi.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü laboratuvarlarında incelemeye alınan iskeletler üzerinde, bu insan topluluğunun demografik yapısının saptanabilmesi amacıyla, gelişmiş kriterler kullanılarak yaş ve cinsiyet tespitine girişildi.

Ortaya çıkan paleodemografik analiz sonucuna göre, iskeletlerden 3’ünün çocuk, 14’ünün kadın, 73’ünün erkek olduğu saptandı, 7’sinin cinsiyeti belirlenemedi. Ölüm yaşlarının ise 30-40 aralığında yer alan eski Anadolu toplumlarıyla benzerlik gösterdiği tespit edildi.

Rıhtıma ait taş sıraları ile ahşap iskele kalıntılarının gün yüzüne çıktığı kazılarda ayrıca Bizans Dönemi’ne ait çok sayıda çanak, çömlek ele geçirildi.

Kazılarda açığa çıkartılan apsidal yapının, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulunca yerinde korunmasına karar verildi.

Kentin en eski limanlarından “Prosforion”

Marmaray Projesi’nin bir diğer kazı istasyonu olan Sirkeci, M.Ö. 7. yüzyıldan bu yana liman olarak kullanılıyordu.

Dört ayrı noktada yapılan kazıların ilk ikisi istasyon girişleri olan, Sirkeci Garı’nın güneyinde yer alan kuzey girişi ile Cağaloğlu, Ankara Caddesi üzerinde bulunan güney girişinde, havalandırma yapılarının bulunduğu alanlarda olan diğer iki kazının ilki Hocapaşa Camisi yanında, diğeri Sirkeci Garı’nın arkasında yer aldı.

İstasyon girişleri ile havalandırma bacalarında yapılan kazılarda Geç Osmanlı, Bizans ve Erken Bizans dönemlerine ait mimari kalıntılar ile Roma öncesi döneme ait küçük buluntu ve çanak çömlek tespit edildi.

Kuzey giriş kazılarında 1453-1888 dönemine ait kendi içinde evreleri olan Osmanlı dönemi, bir geçiş dolgusundan sonra da Bizans dönemi mimari tabakaları bulundu.

Dolgunun içinde çok miktarda üçayak, astarlı, ilk pişirimleri yapılıp sırlanmamış seramik parçaları, üçayaklara yapışmış astarlı ya da sırlı atölye artıkları, seramik cürufları, mermer havan ve havanelleri ile sondajların birinde tespit edilen bir fırın kalıntısı gün yüzüne çıkarıldı.

Kazılar, kültür dolgusunun deniz seviyesinin -26 metre altında son bulmasıyla tamamlandı. Bu alanda ele geçen en nadir kalıntılardan biri “keson” olarak adlandırılan ahşap konstrüksiyon oldu.

Güney girişindeki kazılarda, Geç Osmanlı ve farklı Bizans dönemlerine ait kalıntılar tespit edildi. Doğu şaftındaki kazılarda ise M.Ö. 7. yüzyıla ait buluntu grubu ele geçirildi. Osmanlı dönemine ait 2 mimari tabakanın temel kalıntıları ve onun da altında bir Bizans dönemi yapı kalıntısı açığa çıkartıldı.

5-7. yüzyıllar arasına ait Bizans dönemi yapı kalıntısı, Bölge Koruma Kurulu kararları doğrultusunda proje alanında yeniden kurulmak üzere taşındı.

Sirkeci Garı’nın batı şaftındaki kazılarda 16. yüzyılın mavi-beyaz İznik çinilerinden 19. yüzyılın günlük kullanım kaplarına kadar, geniş bir zaman dilimine ait muhtelif malzemeler bulundu. Geç Bizans kültür katının açığa çıkarıldığı kazılarda, Bizans döneminin ikinci mimari tabakası içinde, Roma dönemine ait mermer bir kadın heykelinin başı bulundu.

Çiğdem Münibe Alyanak-AA

Devamını Oku

İnşaat maliyeti sert yükseldi

İnşaat maliyeti sert yükseldi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye İstatistik Kurumu, ağustos ayına ilişkin inşaat maliyet endeksi verilerini açıkladı. Buna göre, söz konusu endeks ağustosta aylık bazda yüzde 0,93, yıllık yüzde 42,13 yükseldi.

Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 0,83, işçilik endeksi yüzde 1,19 arttı. Yıllık bazda malzeme endeksi yüzde 51,94, işçilik endeksi yüzde 21,54 artış gösterdi.

Sert yükseldi

Bina inşaatı maliyet endeksi, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 1,06, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 42,97 yükseldi. Aylık bazda malzeme endeksi yüzde 1,03, işçilik endeksi yüzde 1,13 arttı. Geçen yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 53,42, işçilik endeksi yüzde 21,67 artış kaydetti.

Malzeme yüzde 47,18 yükseldi

Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksinde, ağustosta aylık bazda yüzde 0,48 geçen yılın aynı ayına göre yüzde 39,31 yükseliş görüldü. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 0,16, işçilik endeksi yüzde 1,41 arttı.

Malzeme endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 47,18, işçilik endeksi yüzde 21,03 yükseliş gösterdi.

Cumhuriyet

Devamını Oku

İşsizlik insanların umudunu ve özgüvenini yokediyor

İşsizlik insanların umudunu ve özgüvenini yokediyor
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Doktora tezinde üniversiteli işsizleri konu edinen Sosyolog Esra Erdoğan şöyle diyor: İyi okullara gider, dil öğrenir ve uygun becerilere sahip olursam iş bulurum inancı vardı. Üniversite mezununun önünde basamaklar vardı. Bu basamaklar tırmanılırdı. Şimdi önlerinde bir basamak bile yok. Derin boşluk ve belirsizlik var.

Sosyolog Esra Erdoğan’ın (sağda) tezi ‘Bayağı kalabalığız’ adıyla kitaplaştırıldı.

“30 yere başvuruyorum, iki üç tanesi dönüyor. İş başvuru sitelerinde kaç başvuru yaptığınızı görüyorsunuz. Baktım bin 500 civarı başvuru yapmışım. (Kerim)”

“Artık bir yerden sonra, o hayal kırıklığını yaşamamak için, işe başvurmamaya başladım. Nasıl bir hayal kırıklığı, kendini değersiz hissediyorsun haliyle. Her ret böyle bir his verir insana. Artık daha fazla yaralanmamak için içine kapanırsın. (Hakan)”

… Hakan, Kerim, Gamze, Emine, hepsi 20’li 30’lu yaşlarında. Üniversite okumuşlar; üretmek, yaratmak, hayatlarını sürdürmek için para kazanmak istiyorlar. Yeni şeyler öğrenmek istiyorlar. Onlar Türkiye’de resmi kayıtlara göre 1 milyona yakın üniversite mezunu genç işsizden birkaçı. 1 buçuk milyona yakını ise iş aramaktan vazgeçmiş.

Sosyolog Esra Kaya Erdoğan, doktora tezi olarak onları, üniversite mezunu işsizleri konu edindi. Tez, Bayağı Kalabalığız /Üniversiteli İşsizliği isimli kitapta yayımlandı.

Bağımsız araştırmacı olarak çalışmasını sürdüren Erdoğan’la üniversiteli genç işsizlere ilişkin konuştuk.

Bu dönemin mezunu bir işe bile başvuramadı

Saha çalışmasını yaptığınız dönem sonrası Covid-19 süreci yaşandı. O dönemden bu yana işsizler açısından nasıl bir farklılık var?

2020 yılı Haziran ayında üniversiteden mezun olan genç bugüne dek iş başvurusunda dahi bulunamadı. Sadece bizde değil dünyada da bir toplumsal kriz yaşandı. Beş sene öncesine göre bugün işsizlik kaygısı lise düzeyine düşmüş durumda. Türkiye’de işsizlik kaygısı üniversite son sınıfta yaşanırdı. Kaygı ve korkunun düştüğünü görüyoruz. Çok gençlerin kuzenleri, anne ve babaları, ağabeyleri işsizler. Bu realite artık o kadar yayılmış ve kitleselleşmiş ki kaygı genç yaşlara düşüyor. Bir araştırmaya göre bu nedenle psikolojik tedavi gören liseliler var.

Seçilen bölüm üzerinden istihdam edilebilirlik hesabı yaparak üniversitede bölüm seçiliyor. Bu geçmişte de vardı. Ama şimdi okul bitmeden bu hesap tutmuyor, değişiyor. İş piyasası o kadar hızlı dönüşüyor ki. Hesaplama beraberinde bir iş imkanı getirmiyor.

En yoksullar liseyi bile okuyamıyor

Kitabınızda işsizliğin daha çok orta kesim çocuklarının sorunu olduğu yönünde bir görüş var. Ne demek isteniyor burada? En alt gelir grubunda işsizlik sorunu az mı?

Bu durum diplomalı işsizlerle ilgili bir mesele. Diploma almak halen sınıfsal bir durum çünkü. Ekonomik durumu kötü olan ailelerin çocuklarının önemli bölümü üniversite okuyamıyor ki. Ailesinin geçimine katkıda bulunmak için liseyi bile bitirmeden iş hayatına atılıyor. En yukarıdakiler ve ortanın üstü için de büyük bir sorun değil. Onların çocukları zaten yurt dışına gidiyor. Üniversiteyi orada okuyor hatta liseye kadar indi yurtdışında eğitim. Dolayısıyla bir işsizlik sorunu yaşamıyor. Üniversiteli işsiz, diplomalı işsiz denildiğinde en çok orta katmanlardan gelen bu gençler anımsanıyor. Yoksa en yoksul bu sorunu yaşamıyor anlamına gelmiyor.

Bugün kentli, profesyonel meslek sahibi ve büyük bölümü tek (belki iki) çocuğu olan ebeveynler son 20-25 yılda en büyük harcama kalemini eğitime ayırdı. Bu ebeveynler daha büyük bir yıkım mı yaşıyor?

Büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor elbette. Eğitimin bu kadar finansallaştığı bir ortamda orta sınıfın eğitim yatırımı ailenin kendi kaynaklarıyla oluyor. Neredeyse anaokulundan başlayarak ortalama 17 yıl çocuğa akıtıyor. Üniversite mezunu olan ve bugün 40’lı 50’li yaşlarını süren bir ebeveynin yetiştiği dönem meritokrasinin ve kısmen refah toplumunun olduğu bir dönem. O dönemde işsizlik yok mu? Var ama bu kadar uzun sürmüyor, bu kadar yaygın değil. İyi okullara gider, yabancı diller öğrenir ve piyasanın beklentilerine uygun becerilere sahip olursa iş bulur inancı vardı. Basamaklar vardı. Bu basamaklar tırmanılır, bir şirkete girilir, orada tırnak içinde kariyer planlaması yapılırdı. O basamaklar şimdi yok. Onun yerine büyük bir boşluk ve belirsizlik var. Hem aile hem de diplomalı işsiz için büyük bir hayal kırıklığı bu.

Gelen her ret dayanma gücünü azaltıyor

TÜİK verilerinde ‘iş aramaktan vazgeçenler’in sayısı da veriliyor. Kim onlar? Neden vazgeçiyorlar? Gözlemleme fırsatınız oldu mu?

Arama sürecinin başında iş bulabileceğini inanıyor. İşsizlik süreci uzadıkça umutsuzluk ve yılgınlık artıyor. İş aramanın kendisi zaten bir iş. CV’ler hazırlanıyor. Başvuru yapılıyor. Çağıracaklar mı diye sürekli nöbet halinde bekleniyor. Sürekli telefon ve mail kontrol ediliyor. Üstelik iş görüşmesine gitmek bile maliyetli bir şey. Sonra ne önerilecek, kabul edilecek miyim? Sonra ‘biz size döneriz’ klişesi. Çok gergin bir süreç. Bu tekrar ediyor defalarca. Dayanma gücü azalıyor her ret yanıtında. Bir süre sonra başvuru bile yapmak istemiyorlar.

Dar gelirli aile çocukları için durum daha da farklı. Zincir mağazalarda çalışanlar bugün genel olarak dar gelirli ailelerin çocukları. Aralarında ön lisans mezunu olanların sayısı yüksek. Lisans mezunu olanlar da çok. Peki şimdi bu çocukların işleri var mı gerçekten? Onların uzun süre iş arama imkanı bile yok.

İşsiz gencin çevresinde ailesinin, arkadaşlarının olması kurtarıcı mı?

İşsizlik tekil yaşanan bir şey, yalnız yaşanıyor. Milyonlarca işsiz olsa da. Çünkü bir aidiyet yok. İşsizler diye bir topluluk yok. Sizin gibi işsiz arkadaşlarınız olabilir ama bir topluluğun parçası değilsiniz. Eğitim bir yatırım gibi görüldüğü sürece, beşeri sermaye yorumları üzerinden kurduğunuz sürece, iyi eğitim almış ve kariyer planını iyi yapmış olmak kişisel başarınız olarak görülüyorsa, işsiz kalmanız da kişisel becerisizliğiniz haline getiriliyor. İşsiz kendini suçluyor. Türkiye’nin yanlış politikalarının elbette farkında. Ama bir noktada yalnız kaldığında suçlama kendine dönüyor.

Peki üniversiteli işsizlerin artması eğitimli olmayı değersizleştiriyor mu? Bilgiye, bilime verilen kıymet daha da azalıyor mu?

Şöyle bir durum var yaygınlaşan. Bugün 20’li yaşlarda olanlarda ‘Okusam da işsiz kalacağım’ düşüncesi yaygın. Yine de diploma bir istikamet. Hatta bir değil birkaç. Açık üniversitelerden ikinci diploma. İktidar bunu da değersizleştiriyor. Diploma sayısı arttıkça değeri düşen bir şey oluyor.

‘Sana üniversite yaptım gerisi senin sorunun’

Böyle bir noktada ‘çok sayıda üniversitemiz oldu’ demek övünülmesi gereken bir şey mi?

Hayır üniversite sayısının artması diplomalı işsizliği öteliyor. Bu yapılmasaydı zaten çok yüksek olan lise mezunu işsizlerin sayısı, oranı çok daha fazla yükselecekti. Diplomalı işsiz yığılması bu şekilde ötelendi. Bugün 8 milyon üniversite öğrencisi var. Bu çok yüksek bir rakam. Plansız açılan bölümler artırılan kontenjanlar. Kentin alt yapısı uygun mu? Bunlar hesaplanmıyor. Bir tek görebildiğim kız öğrenciler açısından olumlu yanları olabiliyor taşrada. Onun okula gitmesinin başka yolu yok çünkü.

Bir de sorumluluğu gence yüklemek oluyor bu durum. Ben sana okul yaptım, iş bulmamak senin sorunun gibi. O zaman bu da gençlerin sorunu değil ki plansızlığın bir sonucu. İşsizliği bir sosyal politika olarak görmezseniz, “sana üniversite yapıldı git oku, sonrası senin sorunun” diye bakılırsa olmaz. İntihar edenlerin ardından bile “Onlar zaten problemli, psikolojik sorunları vardı. İnançları yoktu” gibi değerlendirmeler yapıldı. Bir kamu yöneticisi bunu dediği noktada işsizlik intiharlarını böyle değerlendirdiği noktada siyasal ve yönetsel bir sorun vardır.

Dünyada yaşanan işsizlik ile bizdekinin ayırt edici yanı ne?

Güney Avrupa ülkelerinde de kısmen vardır bu; İşsiz gence sağlanacak sosyal desteğin yerini aileler sağlıyor. Bu durumun iki tarafı da olumsuz yönde etkileyen kısımları var. Gencin kendini daha suçlu sorumlu görmesi gibi. Farklı olarak nepotizmin, kayırmacılığın yaygınlığı var. Kayırmacılıkla işe alınılması ciddi bir huzursuzluk kaynağı. Gençler de bunun farkında. Bu ilk etapta siyasal iktidarın en yakını olmak değil daha da ilerlemiş durumda. Ama, iş o kadar değerli ve az ki bir partiye yakın olmanız yetmez orada karar mekanizmasına yakın noktada olmalısınız. Sadece bunu siyasal bağlar içinde düşünmeyin. Sadece kamuda böyle değil. Bir işyerinde ilan verilecek. İlan çıkmadan oradakilerin yakınları arasında paylaşılıyor. Bu çalışan arayan açısından da karlı değil mi? İnsan kaynakları çalışanı düşünün, 10 bin başvuru oluyor bir işe. Ben de araştırma sırasında iş sitelerine başvurdum ve gördüm. 5 günde 10 bin kişi başvurmuş, siz görüyorsunuz bunu. İş ağlarında iş bulmakta da bir eşitsizlik var. Siz alt gelir grubu bir aileden geliyorsanız iş bulma şansınız çok azalıyor. Seçkin bir üniversiteden mezunsanız arkadaşlarınız var. Akrabalarınız bir yerde müdür. Yani o ağın içindesiniz.

Bu kayırmacılık geçmişte de yok muydu? Farkı, çok uluorta yaşanması mı acaba?

Evet vardı. Ama şu vardı eskiden. Eğer bir ‘DAYIN’ varsa hızlı yükselirsin. ‘Dayın’ yoksa hızlı yükselemezsin, işe tepeden başlamazsın ama yine de bir iş bulabilirsin. Şimdi bu yok. Bundan 30 yıl önce İstanbul Üniversitesi’nden mezun olan biri için de işsizlik sorunu vardı. Ama bu kadar uzun yaşanmıyordu, yaygın değildi. Bir de bu ‘Dayı’ meselesi eskiden el altından yapılırdı. Şimdi her şey gözümüzün önünde oluyor.

Artık ‘Çoban Sülü’lerin Çankaya’ya çıkma olasılığı bitti mi?

Elbette şimdi de mümkün. Çoban Sülüler Türkiye birincisi oluyor üniversite sınavında. Ama bunlar tekil başarılar. Mevcudu bunlar üzerinden konuşamıyız. Bu örnekler tehlikeli üstelik. Çok başarılı olan öğrenciyi örnek göstermek de çok yanlış. 20 yıl öncesine dek çocuklar ebeveynlerine göre yukarı doğru tırmanma gibi bir hareketlilik halindeydi. Şimdi işsizlik artık etkilemediği kesimleri etkiliyor. Kentli, orta gelirli, eğitimli, alt gelir ama sabit gelirli ailelerin çocuklarını da etkiliyor.

İşsizler iş beğenmiyor diyenler var. Bu iddia doğru mu?

İş beğenmiyor olabilir. Bir sorun değil ki bu. Bir vaat bir beklenti var üniversite mezununda. Gençlerden biri “Hem muhasebe, hem ofis temizliği yapacağım, hem çay getireceğim, şık giyinip güler yüzlü olacağım ve bana asgari ücret verecek, durum bu diye” anlattı. Neden kabul etsin? Plansızlık neden onların suçu olsun?

Onlar ‘İşsizler ordusu’ diye anılıyor. Kitabınızın adı da ‘Bayağı Kalabalığız’. Bu kalabalık hali nasıl etkiliyor işsizleri?

İşsizliğin yarattığı bir tahribat var. Öz saygının yitimi, kendini sorgulama, kendini ve seçimlerini sorgulama var. İş aramak görüşmeler vs. Her aldığınız ret, bunu bırakın bir görüşmeye bile çağrılmamak onlar çok ağır geliyor. Bu uzadıkça yıkıcı oluyor.

Türkiye’deki dört işsizden biri üniversite mezunu

• Avrupa’da nüfusa göre en çok üniversite öğrencisinin olduğu ülke,

• 8 milyon 241 bin üniversite öğrencisinin olduğu ülke. Her bin kişiden 95’inin üniversite öğrencisi olduğu ülke,

• Eğitim seviyesi arttıkça işsizlik oranının yükseldiği tek Avrupa ülkesi. Her 4 işsizden birinin üniversite mezunu olduğu ülke

• İşsizliğin yükseköğretimde, ilköğretimden fazla olduğu tek ülke.

Semra Kardeşoğlu-Birgün

Devamını Oku

Ev taşıma sektörü ilgi bekliyor

Ev taşıma sektörü ilgi bekliyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1980’li yıllara kadar imece usulü konu komşu yardımıyla yapılan ev taşımaları artık ciddi bir sektör haline gelmiş durumda. TUİK verilerine göre yıllık 3 milyondan fazla taşıma yapılıyor. Sadece 2020 yılında İstanbul’a yapılan göç sayısı 381 Bin 654 adet seviyesinde. Peki bu sektörün giriş bariyeri ve hizmet standartları var mı?

Evinizi ve mahreminizi emanet ettiğiniz sektörde işler nasıl işliyor?

Evden eve nakliyeciler sahipsiz

Konuyu değerlendiren Göztepe Nakliyat Ve Depolama A.Ş. Ceo’su Ulaş Gümüşoğlu; evden eve nakliyat sektöründe yaşanan sorunlardan herkesin muzdarip olduğu hatta görüştükleri bürokratların bile benzer şeyler yaşamış olduğunu fakat sektörel bir çözümün bir türlü gelmediğinden yakındı. Gümüşoğlu evden eve nakliyat işleminin çok özel bir taşıma modu olduğunu ve kişilerin özel yaşamlarına girilerek hizmet verildiğini kaydetti.

Devamında, şöyle bir düşündüğünüzde evinize gelen misafirin yüze kaçı salonda oturup evinizden ayrılır, yüzde kaçı evinizi gezecek kadar samimidir, ne kadarına yatak odanızı gösterirsiniz dedi. Bu taşıma modunda çalışanlarımızın tümü evinizin en mahrem yerine girer. Sadece maddi değeri olan değil manevi değer ihtiva eden anneannenizden kalan koltuğu ya da bibloyu da taşır. Dolayısıyla çok özel bir iş yapmaktayız. Eviniz taşınırken yaşanacak aksamalar sadece maddi kayıplara değil bazen hayat akışını da etkileyebiliyor.. Şikayet siteleri hayat akışı etkilenmiş insanların şikayetleriyle dolu.

Göztepe Nakliyat CEO’su Ulaş Gümüşoğlu korsan taşımacılık konusunda uyardı, “Taşınmaya karar verdiğiniz andan itibaren adım adım taşınma işlemini planlamalı ve size nakliye konusunda hizmet verecek firmayı iyi araştırmalısınız” dedi.

Ekonomik avantaj herkesin elbette tercihidir ancak önemli olan ekonomik olanın yanına kaliteli olanı ekleyebilmektir.

Sorun sektöre giriş bariyeri

Sektöre giriş bariyerinin oldukça düşük olduğunu kaydeden Gümüşoğlu, Ulaştırma Bakanlığının evden eve nakliyat sektörü için tanımladığı K3 yeterlilik belgesinin yetersiz olduğunu sadece araç tonajı kapsamında değerlendirilebilecek bir iş olmadığını vurguladı. Evden eve taşıma işleminin bir servis işi olduğunu dolayısıyla yetişmiş insan kaynağıyla yapılan bir iş olduğundan bahsetti. Buna karşın K3 yetki belgesinden araç tonajı dışında SGK’lı personel bulundurma zorunluluğunun olmaması piyasadaki şirketlerin kaçak iş gücü çalıştırması sorunlarını doruğa çıkartıyor dedi.

Akademik çalışma

Tüm bu olumsuzlukların önüne geçmek için END adında bir sektör derneği altında çalışma yürüttüklerini ve İTO temsilcileri üzerinden de yetkililere ulaşmayı hedeflediklerinden bahseden Gümüşoğlu, sektöre yön verecek bir yasal düzenleme talebi olması açısından saha çalışmaları ve tüketici / tedarikçi anketleri de içeren bir akademik çalışma içerisine girdiklerini konuya İTO Üniversitesi yetkililerinin de yakın ilgi gösterdiğini fakat pandeminin başlaması ve üniversitelerin de kapanması nedeniyle çalışmanın neticelenmediğini vurguladı.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez kullanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek bunu kabul etmiş olursunuz.

ankara escort
sex porno porno film porno seyret sex video porno izle porno sex sex izle bodrum escort sex hikaye

istanbul escort

manavgat escort manavgat escort bayan belek escort manavgat escort