“Bizim deprem sorunumuz yok ayıplı inşaat sorunumuz var” sözleri ile konuyu özetleyen Kayış, yazında şöyle dedi…

Türkiye’nin önemli deprem uzmanlarından biri Nejat Bayülke. ODTÜ İnşat Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra Japonya’da Deprem Mühendisliği Enstitüsü’nde eğitim görmüş, Bayındırlık Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nde çalışmış. Depreme dayanıklı binaların nasıl yapılacağı, mevcut binaların depreme nasıl dayanıklı hale getirileceğine ilişkin kitapları var.
Bayülke, İnşaat Mühendisleri Odası’nın yayın organı dergiye bakın neler söylemiş:

-Yapılar denetlenmiyor. Bir Yapı Denetimi Yasası var ancak gerektiği gibi önlem alınmasını sağlayamıyor.

-Depreme dayanıklı yapı üretmek çok karmaşık bir şey değildir. Temel olarak belli bir yatay yüke karşı binayı dayanıklı inşa etmeniz gerekiyor.

-Ayrıca binanın şiddetli depremlerde esnek davranarak deprem enerjisini tüketmesi önemli bir husustur.

-Yönetmeliklerde bu işlemlerin nasıl yapılacağı belirtilmiştir.

Oysa biz bunların ikisini de biliyoruz

-Eğer nerede deprem olacağını bilmiyorsanız ve depreme dayanıklı bina yapmayı bilmiyorsanız deprem sorununuz var demektir. Oysa biz bunların ikisini de biliyoruz.

Depreme dayanıklı yapının nasıl olması gerektiği 40 yıldan bu yana biliniyor. Deprem tehlike haritasını ve nerede deprem olacağını da biliyoruz.

-Sorun bizim deprem haritasına ve yönetmeliklere uygun hareket etmememizdir.

-İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şubesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, Osmaniye Belediyesi’nin ruhsat verdiği 475 tane binanın 460 tanesinde deprem hesabı yoktu. Deprem hesabı olan 15 bina ise kurallara uygun değildi.

-Bir başka örneği Erzincan’dan vereyim. 1992 depreminden sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Erzincan’da hafif, az ve orta hasarlı 260 tane apartman binasını güçlendirdi. Güçlendirmeden önce üniversitenin aldığı beton örneklerinde 150 kilogram olması gereken dayanımın 60 kilogram olduğu, demirlerin yüzde 25’le yüzde 50 arasında konduğu ortaya çıkmıştı. Yani bir yanda depreme göre proje yapılmamış, bir yanda da yapılan projelere beton dayanımı ve demir miktarı bakımından uyulmamıştı.

-Örneklerden yola çıkarsak Türkiye’nin deprem sorununun olmadığı, ayıplı inşaat, ayıplı projecilik sorunu olduğu anlaşılıyor.

Binası yıkılan müteahhit cinayetten yargılanmalı!

Elazığ depreminde bir kez daha gördük ki, bazı binalar ayakta kalırken bazıları yerle bir oldu. Demek ki, bazı binalar inşa edilirken Yapı Denetimi Yasası ile ona bağlı çıkarılan yönetmeliklere uyulmamış.

O halde ne yapılabilir?

Bana kalırsa bu sorunun yanıtı şudur: Depremde binası yıkılıp ölüm ve yaralanmalara yol açan müteahhitler cinayet işlemiş sayılarak buna göre yargılanıp cezalandırılmalıdır.

Sağlam bina yapmakta da uzmanlaşmamız gerekiyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki kurumların doğal afetlere müdahalede uzmanlaştıklarını belirtip şunları söyledi:

“45 kişi enkaz altından canlı çıkarıldı. Nereden çıkardılar bunu? Artık umutların kesildiği yerden. Bu insanı mutlu ediyor. Orada umudu kaybetmiş olanların umudu, yaşaması bizi yöneticiler olarak ayrıca sevindiriyor.”

Cumhurbaşkanımız haklı. Televizyon yayınlarında çok net biçimde gördük ki kurtarma çalışmalarında uzmanlaşmışız. AFAD’dan Kızılay’a, UMKE’den JAK’a çeşitli yardım örgütlerinin elemanları kurtarma konusunda ne kadar iyi yetişmiş olduklarını gösterdiler. Hepsini canı gönülden kutlamak boynumuzun borcu.

Ama şunu da unutmamalıyız:

Türkiye’nin kurtarma çalışmalarında olduğu kadar sağlam bina yapma konusunda da uzmanlaşması gerekiyor.

Nuri Kayış-Ankara Sonsöz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir