Deprem ve kötülük!

Geçtiğimiz hafta yaşanan Silivri yakınlarındaki Marmara Denizi kaynaklı deprem, bir çok yazarın olayı farkı açılardan yorumlamalarını da beraberinde getiriyor.

“İstanbul'u 5.8 şiddetinde sallayan deprem 1999 Marmara Depremi'ne dönmemize neden oldu.” diyen Birgün Gazetesi yazarı Tarik Şengül, konuyu iktidar, yapılan kötülükler ve toplumun rant anlayışını neden bu kadar desteklediğini mercek altına aldı.

Şengül’ün yazısı şöyle….

İstanbul'u 5.8 şiddetinde sallayan deprem 1 999 Marmara Depremi'ne dönmemize neden oldu. İstanbul'u 5.8 şiddetinde sallayan deprem 1 999 Marmara Depremi'ne dönmemize neden oldu. Gördük ki, 20 yılın sonunda depreme hazırlıklılık konusunda işler daha da kötüleşmiş!

Binlerce insanın yaşamını görmezden gelen bu vurdumduymazlığı nasıl açıklayacağız?

İktidarın kötülüğü tamam! Ya diğerleri?

AKP iktidarını sorumlu tutmak kolay ama bu derece akıl dışı bir anlayışın nasıl bu derece uzun süre iktidarda kalabildiğini açıklamak o kadar kolay değil!

İstanbul'la ilgili bu sorulara yanıt ararken aklıma Lizbon Depremi geldi. 1755 yılında Lizbon 9 şiddetinde sarsılır; kentin yüzde 85'i tahrip olur, 60-100 bin aralığında insan yaşamını kaybeder. Lizbon Depremi insanlık tarihin en büyük afetlerinden biri sayılır.

Krizi fırsata çevirme bilgeliği…

Lizbon Depremi tartışmalarında öne çıkan kavram kötülüktür. Binlerce insanın yaşamını vahim bir biçimde yitirmesi büyük bir kötülük olarak değerlendirilir. Kötülük ise doğa, tanrı ve insanlık olmak üzere üç alternatif kaynak etrafında tartışılır. Tam da bu tartışmalar çerçevesinde Lizbon Depremi modernin başlangıcı olarak görülür.

Çünkü bu derece büyük bir felaketi, tanrının insanlara bir uyarısı olarak gören anlayış, sorumluluğu doğaya ama daha çok da insana yükleyen anlayış karşısında tarihi bir yenilgi alır. Depremin günahkâr insanlığa tanrının bir cezası ya da insanlığın sınanması olduğunu söyleyenler, mahkeme önünde hesap vermek zorunda kalırlar. Lizbon'u yönetenler, günahkârlığın cezalandırılması yönündeki açıklamalar karşısında, günahkârlığın faturasının kendilerine çıkarılacağı kaygısıyla, bilimsel açıklamalardan yana ağırlık koyarlar.

Kendimize dönelim

Lizbon'da 3 asır önce yenilen "fıtratçılığın" AKP dünyasındaki popülerliğini hatırlatarak kendi sorunumuza dönelim.

Bu kaderci strateji geçtiğimiz dönemde işlemiş olabilir. Ancak geldiğimiz noktada toplumun farklı kesimleri farklı nedenlerle. artık günahın kaynağındaki kötü olarak AKP iktidarını görüyor.

Üçlü eleştiri bakış açısı

Dindar, AKP'ye bakıp; kötülüğü sefahate düşmekle,
Seküler olan bilimin reddiyle,
Soldan bakan rant ve yolsuzlukla özdeşleştiriyor.

Patolojik kötülük 20 yıl nasıl hükmetti?

Bu büyük kötülüğün müsebbibi konusunda, ortaya konulan kanıtların da etkisiyle oydaşma genişlerken, doğru yolda mıyız diye, sorma ihtiyacı duyuyorum. Kötülüğün AKP yönetici kadrolarıyla özdeşleştiği bir durumda, kötünün kendisi patolojik bir vakaya dönüşmüyor mu? Eğer bu teşhis doğruysa, patolojik bir vakanın çeşitli düzeylerde ülkenin son 20 yılına nasıl hükmedebildi?

Kuşkusuz AKP iktidarı bu tablonun baş sorumlusudur. Toplanma alanlarının başına gelenlerde, deprem fonlarının gelişigüzel ve amaç dışı kullanımında, 2002 yılında Japon uzmanlarla birlikte İstanbul için başlatılan riskli yapılar envanter çalışmasının durdurulmasında, imar barışı çılgınlığının altında AKP iktidarının imzası var.

Kalan artık ne olacak?

Örnekleri çoğaltabiliriz. Lâkin kötülüğün kaynağındaki kötüyü paketleyince geride hala azımsanmayacak bir artık kalıyor. Toplanma alanları AVMTere dönüştürülürken, o alanlarda ana muhalefet partisine ait kaç ilçe belediyesi sesini yükseltti?

Yakın dönemde, imar barışı deliliği gündeme geldiğinde muhalefet, "Seçimin öncesinde oy kaybederiz" kaygısıyla sessiz kalmadı mı? işin kötüsü, kaygılarında haksız da değillerdi; azımsanmayacak bir kesim, imar barışını kentlerden tırtıklandıklarını yasallaştırmanın fırsatı olarak coşkuyla karşıladı. Örnekleri artırabiliriz. Meseleyi 'hepimiz suçluyuz'a getirme niyetinde değilim.

Bu akıl dışılık bu kadar süre iktidarını nasıl korudu?

Ama şunu söylüyorum; kötülüğün kaynağında, operatörün (AKP) ötesinde bir rant makinesi var. Birçok kesim yakın dönemde paylarını almak için o makinenin parçası haline geldiler. Tam da bu makine etrafında kurulan asamblaj nedeniyle bu akıl dışılık bu kadar süre iktidarını korudu. Dolayısıyla sadece operatörden değil, bütün parçalarıyla ve zihniyetiyle bu kötülük makinesinden kurtulmak zorundayız. Kısaca demem o ki; kimler makineden pay aldıysa, bir adım öne çıksın...

Tarık Şengül-Birgün Gazetesi

Benzer İçerikler

Yorum Yap

Yorumlar 0

Ajanda

Tümünü Gör

Çok Okunan Haberler